7

Bu nedir?


Acaba nedir nedir?


Dün uzun zamandir yapmayi istedigim birseyi elime aldim ve bitirdim.
Simdi size resim ekliyorum, sizce ne yapmisa benziyorum :P
Ipucu olarak gerekli malzemelerden bazilarini yazayim: Makas, yapistirici, cerceve...
Bakalim en yaklasik tahmin kimden gelecek :)

Aksama yahut yarina sonucun ne oldugunu paylasicam ;)

Güzel bir gün gecirmenizi diliyorum

Ekleme (19.10.2011) : Bugünkü sehit haberinden sonra yazacak keyfim yok... Ailelelerine Allah'tan sabir diliyorum.

6

Glossy Box, istiyorum seni!


Son zamanlar internette gördügüm ve sahip olmak istedigim kutucuklar var :)
Bu kutucuklara sahip olunmak icin ayda az bir miktar (10€) verip üye olunuyor. Her ay icinde 5-6 ürün bulunan kutu kapiniza geliyor. Icerisindeki ürünler kesinlikle 10 € nun cok daha üstünde bir degere sahipler.
Bazilari orjinalinin deneme boyu, bazisi ta kendisi hatta...Bakim ve makyaj ürünleri, parfümler...vs. kadinlarin sahip olmak isteyebilecegi türden seyler.

Bu Box'lari ilk kim cikardiysa tebrik ediyorum, cünkü cok iyi bir fikir. Kesin kadindir yahut kadinlari anlayabilen bir erkektir bu kisi :P

Benim dikkatimi ilk ceken Glossy Box, kendisi Almanya'da olup Avusturya'ya henüz gönderilmiyor ama üzerinde calisiliyor ve ben bekliyorum :) 
Ikincisi "Douglas Box of Beauty", bu da benzeri birsey ve bu da Avusturya'ya 19 Ekim saat 18:00'de 200 tane dagitilacakmis bana gelen maile göre, isteyenler o gün kacirmayin! Ayrica bir defalikmis, abone falan olunmuyor.
Ücüncü duydugum BooBox, bu kutucukta Glossy Box'un kopyasi gibi bence...

Birde öyle ragbet varki bazisinda, yeni üyelik almiyorlar bir süre :S Ellerinde ürün kalmiyor gönderecek...

Abonelikten istediginiz ay cikabiliyorsunuz o nedenle risksiz birsey oldugundan olsa gerek cogu kisi rahatlikla denemek istiyor bu ürünleri. Gönderme parasida yok! Ve bir bayan icin postadan gelecek süslü bir kutu nasil cazip olmasinki hem :)

Bunun Türkiye Versiyonu'nu gördüm internette: Vanilya Club, bu da aylik 15 tl.
Maalesef kiyaslama yapamiycam hicbirine sahip olmadigim icin. Nedeni ise Glossy Box'un Avusturya'ya dagitimin baslatilmasini bekliyor olmam. Kisinin bilgilerine göre, saci mi dökülüyor, yahut kuru ciltlimi...vs o sekil ürün gönderiyorlar, kafadan doldurmuyorlar kutuya diye bir izlenim aldim bir Youtube kullanici görüsünü seyrederken.

Bu kutularin en güzel yani bence ney mi?
Öncelikle belki o kadar pahali bir ürünün orjinal boyutuna parami yazik etmeyecegim, denemesini kullaninca rahatlikla bir karar verebilir insan ;) Yahut cesitli ürünlerin denemesini kullanip kiyaslama yapma imkanim olabilir. Hem en büyük avantajlardan biride en yeni cikmis ürünleri test edebilmek ;) 
Belki bana uygun bir ürün degilsede kullanan bir arkadasima hediye edebilirim ;)
Kisaca tam biz bayanlar icin!

Bayanlar icin dedimde, bu Glossy Box'un erkek icin olani da var. Erkekleri ayirt etmemisler :)
Ee günümüz erkekleri biraz bakimina düskün olunca...

Önümüzdeki aylar olurda Glossy Box'a kavusabilirsem zaten izlenimlerimi sizlerle paylasirim ;)
13

Izlesek mi Izlemesek mi...

Televizyonun hic acilmadigi bir yasam desem tuhaf gelir mi size?
Televizyonsuz insan nasil durur günlerce diye düsünmeye baslar misiniz?
Ilk baslarda belki insana zor birakilacak bir aliskanlikmis gibi gelebilir, her aliskanlikta oldugu gibi. Ama bir gün, iki gün....derken bakmissiniz bir ay, iki-üc ve hatta dört ay olmus.

Evet biz televizyon hic izlemiyoruz yaklasik 4 aydir.
Arada "yarisma birsey olsa baksam" diye icimden gecirdigim olmuyor degil...
Genel olarak öyle önemli bir eksiklik hissetmedim hic!
Kizim icinde ilk üc-dört gün zordu, cünkü düzenli izledigi birkac cizgi filmi vardi. Ama sonra o bile unuttu gitti.
Onun yerine evdeki oyuncaklarla daha cok vakit gecirmeye basladi.
Daha cok bizimle iletisim kurmaya calisti.
Esim isten geldiginde, oturup sohbet edebiliyoruz. Belki televizyon baksaydik, ondaki programa dalip giderdik iki  cift laf edemeden... Bir güzel yazi okuduysam gün icinde onunla paylasiyorum. Bir konu hakkinda fikir alisverisi yapiyoruz. Önümüzdeki günleri degerlendiriyoruz neler yapilacak...vs.

Tabiki hergece ayni degil, bazende o Playstation oynarken ben bilgisayarimda oluyorum. 
Kizima  da arada (özellikle haftasonlari bu) cizgi film DVD'si bakmasina izin veriyoruz.

Birde misafir gelince hic sevmezdim zaten Tv acik olmasini, biz bir yere gittigimizde de ev sahibi arkadaslar Tv bakarsa, "tv izlemeye gelmedik size" deriz hatta :D

Aslinda biz bu karari öyle oturup almadikta, kendiliginden gelisti gibi...
Belki ileride degisir mi bilmiyorum ama simdiki gidisat bu sekil :)

Siz günde kac saatinizi Tv'ye harcarsiniz?
Hic bakmasamda o vaktimi baska seylerle gecirsem diye düsündügünüz oldu mu?

Bu konu sevgili Nohutodabaklasofra'nin blogundaki yaziyi okuyunca aklima geldi. Artik günümüzde herseyde izlenmiyorki, özellikle evde cocuk varsa...

Az televizyon izlemeli bir haftasonu dileyeyim o halde tüm blog okurlarima :)

Not: Suan bilmiyorum nerden aklima geldi, merak ettim, blogumu düzenli takip edip hic yorum yazmamis birisi var mi icinizde? Hep böyle gizemlilikler ilgi ceker ondan belkide :P

4

Steve Jobs 1955 - 2011


Dünyanin en zengini ol, neye yarar?
Iste bir örnek daha göcüp gitti...
Koskoca Apple servetini önüne serse yine yetmiyor. Bir yerden bir sebep veriyor Allah vademiz dolunca.
Steve Jobs'un ki ise kanserdi.
Kendisinin Stanford Mezuniyet Konusmasi'ni dinlediniz mi, Face'e ekledim bir izleyin ve kendinizede bircok dersler biceceksiniz eminim!..

Hani bir sözden cok etkilenmisya "Hergününü son gününmüs gibi yasa, birgün hakli cikarsin..." 
Bu laf hangimizi etkilemiyorki...
Öyle yasasak nasil olur, bir hayal edelim:
Hic kalp kirar miyiz, nasilsa son günümüz diye...
Sevdiklerimize daha bir simsiki baglanmazmiyiz...
Allah'a kulluk görevimizi daha bir samimi yapmaz miyiz...
Vaktimizi faydali gördügümüz seylerle gecirmez miyiz...
Ve daha neler neler...
Hayatimizi bu bakis acisiyla yasasak cok seyin degisecegi kesin!
Düsünün son gününüz diyorum? Nasil degismesin ki!

Steve Jobs'a Allah'tan rahmet diliyorum.
Rabbim bizlere hayirli bir ölüm nasip etsin.

Haydi Festivale

Festival cok sevdigim bir kelime, güzel seyler hatirlatiyor :)
Haftasonu (7-9 EKim) Viyana'da bir festival var ve ben katilimlarin cogalmasini cok istiyorum.
Cünkü bu tip organizasyonlara cok ihtiyacimiz var biz gurbette yasayan Türkler olarak! 
Bizim diyebilecegimiz, bizi hatirlatan hersey daha cok olmali!

Bu Festival'e tüm Viyanali okuyucularimi bekliyorum, belki görüsürüz ;) 
Kesin gidecek olanlar yazarlarsa sevinirim.


Ayrintilari, program icerigini Web Sayfasindan bakabilirsiniz.
Festivalin Facebook sayfasi.

Bir baska postta görüsmek üzere gününüz saglikla, neseyle gecsin 

6

China Town'da Dikkat!...

Bugün arkadaslar degisiklik yapmak isteyip Avusturya disina cikalim dediler, hemen sinirdan biraz gidince Çek Cumhuriyeti icinde Excalibur City diye bir yer var. Burasi tatillerde ve pazar günleride acik oldugundan tutulan bir yer. Ayrica alisveris icin fiyatlarda uygun. Neyse biz oraya gittik mi, hersey iyi güzel.
Arkadas bir canta daha almak istedi sonradan ve eslerimiz bizi beklerken biz onunla alip gelelim dedik.
China Town denilen yerdeyiz canta almak icin. Ayni Türkiye'deki pazarlar gibi, sadece farki Çinlilerin olmasi.
Arkadas bir cüzdanin fiyatini sordu bir yandan eline alip bakti ve fiyatinida begenmeyince birakti yerine. O an adam arkamizdan fiyat düsmeye basladi, ardindan biz karsi tarafta bakinmaya basladik, orasida onunmus geldi ve kizdi birden "bakmiycaksin, senin gibi müsteriye ihtiyacim yok" dedi arkadasa dönerek. O da "nedenmis bakmak istiyorum" dedi. Adam küfür etti :S Ben o an tabii ne yapacagimi sasirmis halde kafami baska tarafa cevirdim icimden umarim bu konusma hemen biter diyorum...Kiz birkac laf saydi adama, adam hadi yap ne yapabilirsen gibi nerdeyse üstüne gelecek...Kiza bosver gidelim dedim. Giderken adama "esimi cagirayimda görürsün"dedi.
Eslerimiz bizi bekliyordu arabanin yaninda, olanlari anlatti arkadas esine. Geri oraya dogru yola koyulduk ki ben hic istemeye istemeye...Adama sordu "benim esime nasil küfür edersin...vs." Adam o an bakti ki hesap sormaya biri geldi konusmak, özür dilemek yahut baska sey yerine arkasina döndü hizlica ve kiyafetlerin altindan kocaman cekic gibi demirden birsey cikardi :S Ben o an esimi tutup adimlarimi geri atmaya basladim bile. Birde orada baska pazar kurucularida adama destek olurcasina yanina dogru geldi, resmen Çete bunlar :S Birde düsününki oralarda bicak..vs gibi aletlerde satiliyor bolca...Adam üstümüze dogru gelirken geri geri kactik. Birileri adamin önüne gecti yine kendi cevresinden ve bizede "kaybolun gidin" dedi. Sonra ileride Avusturyali biriside "buradan gitseniz en iyisini yapmis olursunuz, bunlarla basedilmez" gibi birseyler dedi bize...
Biz oradan ciktik o sekil ki benim istedigimde buydu zaten. Bir süre kalbim küt küt atti korkudan...

Keske arkadas esini dinlemis olsaydi bu olmayacakti, bu son cantayi almasini istememisti kiz israr etti sonunda zar zor esi "hadi git al" demek zorunda kaldi. Yani birseylerde es izin vermiyorsa israr etmemek en iyisi sanirim! 10 dakika eslerimiz olmadan girdik küfür etti satici onun malini almadik diye sadece! Belkide basörtülü olmaninda etkisi vardi bu sekil davranmasinda...
Arkadasin esi adamin resmini cekti geri geri cekilirken...Bununla ilgilenecek birilerini bulurum ben gibi birseyler dedi bugün onlardan ayrilirken :S Bende tembihledim "bosver lütfen bu tip insanlari takmayacaksin, muhatap bile almaya degmez, cahiller" ...vs. gibi seyler dedim ama...
Belki biz daha oraya hic gitmeyiz sahsen ben gitmek istemem, iyiki dedim kizimla gitmemisiz onu kayinvalideme birakmistik!
Eger ki oraya gidecek olanlar olursa yazimi okurlarsa dikkat etsinler! Yani saticilar genel itibariyle cok gergin-tuhaf tipler!. Cok nadir iyi satici var orada. Insani zorluyorlar nerdeyse sorduguna pisman oluyorsun!

Benim günümden bu olay harici elimde kalan ise aldigim bir tane canta oldu.
Birde farkettimki ben bu tip kavga kargasaya dayanamiyorum, kötü oluyorum hemen, cabucak kendimi geri cekmek istiyorum...

Allah'im sen kötü insanlardan ve kötülüklerden koru!
9

Ahh Blog Sevgisi :)

Bu sira canim blogumda degisiklik yapmak istedi. Öncelikle profile bir resim ekledim ki cismim azda olsa belli olsun diye :) Yani sakincali bir tip olmadigimi, rahatlikla blogumu ziyarete gelebileceginizi bilin emi :)
Sonrasinda elimi atmisken birde arka resim pek icime sinmemisti zaten, onuda böyle puanli yapiverdim, puanli olan herseyi cok sevdigimi demis miydim? :)
Onuda yapinca sanki header uyumsuz durdu arka resimle birlikte...Biraz ekle-dene-sil bastan dene derken bu header cikabildi ortaya, hosuma da gitti. Degisikliklerin hepsi icime sindi bu defa, siz ne dersiniz?

******
Bir hafta sonra sizlere bir duyuru yapicam onun heyecanini yasiyorum su siralar :)

******
FaCeBooK sayfama da gelin buyrun, en azindan bir göz atin belki hosunuza gider ;) (Only Girls please!)

******
Alakasiz olacak ama elbisemin belini gösteren bir resim ekliyorum...Beldeki ipi baglayinca üstüne kemer takardim genelde bu defa da böyle süslemek istedim renk katmasi icin. Bu mavis güzelligi sevgili Moonsun göndermisti taaa Amerikalardan (el emegi hemde), sevgiler yolluyorum kendisine. Bu ara sifrelemis blogu ama umarim acar yine...

☜♥☞ Sevgiler hepinize blogumun renkleri ...☜♥☞

4

Pratik (Mercimek) Çorba


Mercimek corbasini coook severim. Helede kivamini tutturdum mu misss!
Kendi pisirdigim tarziyla sizlere aktarmak istiyorum. Cünkü cok pratik oluyor ;)
Öncelikle corbaya ne katilacaksa hepsini bir tencereye dogruyoruz ( 1 havuc, 1 orta patates, 1 sogan, bir iki maydanoz yapragi ve bir bardak yikanmis mercimek). Sonra üstüne su ilave edip pisiriyoruz taa ki sebzeler yumusacik olana dek. Devaminda el mikseri yardimiyla corbayi iyi bir kivama getiriyoruz (sebze parcalari yok olana dek). 
Tencerede yag ile unu kavuruyoruz, biraz salca ilave edip mikserledigimiz corbayi icine döküyoruz yavasca, bir yandan karistiriyoruz devamli. Corba koyu gibiyse biraz kaynamis su ilave edebiliriz durulastirmak icin. Baharatlari  ve tuzu ilave edip bir süre böyle pisiriyoruz kisik ateste. 
Vee servis yapilmis corbamizi limon suyu ilavesiyle mis gibi iciyoruz. 

Sizde benim gibi hazir corbadan mümkün oldugunca uzak durmaya calisan biriyseniz bunu deneyin, cok vaktinizi almadigini göreceksiniz ;)

Afiyet olsun :)

Not: Mercimek corbasi ingilizcede Lentil Soup imis, bunuda bilmiyordum az olan ingilizce kelime dagarcigima ilave ettim :P
6

Best Laptop Bags for Woman


Simdi bu resimdeki Laptop cantalarini hangi bayan begenmez?
Ben hepsinide begenebilirim mesela :)

Birkac yil önce böyle cok cesit yokken, bir koyu gri canta almistim onu kullaniyorum hala. Aslinda o da bu sira evde duruyor okul bittiginden beri. 
Biryerlere giderken Laptop götürmeyi pek sevmem (mecbur olmadikca) ama dün nedense canim cok istedi kayinvalideme giderken yanima aldim bilgisayarimi ( kayinvalidemde ne yapacaksam onunla :D ). Amac degisiklik olsun...

Keske bilgisayar alan bir bayana, yanina bedava bir katalogdan secebilecegi bu cantalardan verseler ne iyi olurdu :)

Benim favorilerim 1(koko$), 4(stylish), 6(Hello Kitty), 8(spor) :P

Siz en cok hangisini begendiniz?
11

Suri Cruise, bu bakışlar ne...

Ben bu Suri Cruise ile ilgili daha öncede yazmistim ve bu kiz ne alemlerde diye merak ettim birden.
Belki topuklu giydirilmeyi atlatmistir diye ümit ettim ama yanildigimi ve bunun üstüne dahalarinin eklendigini gördüm. 
Seviyorum ben bu ufakligi yaa, belkide kizimla ayni yasit olmalarindan mi ne...
Birazda üzülüyorum bir anne olarak, yazik :/ 
Cocugu moda ikonu olacak diye cocuklugunu yasayamadan büyütecekler...Yüz ifadesine bakin daha emzigi agzinda 5 yasinda olmasina ragmen, ben daha kücügüm dercesine (gerci emzigi birakmis olmaliydi coktaan).
O dudagindaki ruja ne demeli :S Ben kizimin dudaginda ruj düsünemiyorum mesela...
Yani bu minik güzelim kiz herseyi en az 10-15 sene ilerisi gibi yasamak zorunda mi, annesi yüzünden! 
O farkinda degil elbet ama cocuklugunu yasayamamis olmanin acisi muhakkak cikacaktir ilerde. 
Insallah bu kizi kötü yerlerde görmem...

3

Iyiki Kadınım ♥

Arkadaslar ben aslinda mim falan filan olaylarina daha hic girmek istemiyordum, nedense buz gibi sogudum bu islerden, ama gel görki mimleyen arkadaslar oluyor ve vaktim var madem yazayim yahu deyiveriyorum :) Sagolsunlar hatirladiklari icin, tesekkürlerimi gönderiyorum :)

Bu mimlerden biri ozzeinep tarafindan yönlendirildi, Şirinlerden hangisisin? Facebook'ta bir hangi sirin karakterisin testini yaptim, Tembel Şirin (Uykucu) cikti bana :S
Hic beklemedigim sonuctu bu aslinda, hayal kirikligina ugradim. Günde 6-7 saat uyusam yeterli, bos günümü uykuyla gecirmeyi hic düsündügüm olmamistir. Ben hangisi olmak isterdim, tabiki Şirine, kim istemezki :P

Bir baska mimde ise Hayat Melodisi tarafindan ebelendim, ruhum kadin kalsa bedenim erkek mi olsaydi nasil hissederdim :S Ben bunu kisaca erkek olsam nasil olurdum diye algilasam mimi bozmus olmam degil mi :P
Erkek olsam delikanli, centilmen ve romantik olacagim kesindi :P Ufak sürprizler yapardim sevdigim insana ummadigi anlarda. Bakimli, coraplari kokmayan, disleri isil isil, mis gibi kokan bir erkek olurdum. Sonracima issiz durup aylak aylak kesinlikle gezemezdim, bunu gururuma yediremem, ayaklari üstüne saglam basabilen bir erkek olmayi hep tercih ederim ;)
Yaa bugün bu soruyu ben sesli söyledim esime dogru böyle, sonra da "nasil olurmussun bakalim" deyip beni anlattirdi :D Baktiki süper bir erkek anlatiyorum itiraz eder gibi oldu, öyle olsaydi baska sartlarda olup belkide bu dedigin gibi olmazdin falan gibi :D Bende "yahu erkek halimi kiskandigin nasil belli" dedim ona :D 

Neyse yaa onu bunu gecelimde ben iyiki bayanim :D

Not: Bu ara bos durmuyorum aklimin ucundan birseyler gecti ve onu uygulamaya geciricem ins. Ee size söylemeden olur mu hic, tabiki söyliycem ama azcik vakit var daha ;)
6

5-6 Yaş Çocuğu Olanlara

Bu yil kizima dayisi okul öncesi ögrenim icin bir sürü calisma kitabi almis, sadece 10 kiloya yakin kitap getirdim ucakta... Bu tip kitaplar burada yok mu? Ee var tabiki ama böyle kaliteli, türkce olan detayli birseyler yok. Ben cok mutlu oldum dayisi oyuncak yahut baska birsey yerine böyle ögrenimine katkida bulunacagi bir hediye verdigi icin :) Diger seyler fazlasiyla mevcut cünkü evde.

Kizim daha Türkiye'deyken baslamisti arada o kitaplardan calismaya, kimi bos bulursa onunla :)
Buraya geleli ise düzenli hergün birseyler yapiyoruz. Bazen cizgilerle ilgili calismalar, bazen matematikle, bazen renkler ve sekillerle...Birde uygulamali calismalar var onlara yeni basladik ve ben buradan bir-iki birsey paylasmak istiyorum.
Birinci uygulamamiz resimde görüldügü gibi, bunu ben banyoya astim ve sabah-aksam dis fircaladiginda isaretliyorum, boyuyorum. Egerki isaretlerin hepsi dolduysa bu tablo bittiginde beyaz disi kesip yakasina asiyoruz ödül olarak :) (Yeni alisan cocuk icin belki birkac bos kalma hakki verebiliriz, kizim zaten düzensizde olsa fircalardi ona tamamen dolu olursa beyaz dis asilacak dedim).
Aksi halde diger cürük dis yakasina asilacak ki bunu hicbir cocuk istemez ve gayret gösterir o beyaz disi kazanmak icin ;)

Bir ikinci uygulama ise yemekle ilgili. Resimde görüldügü gibi yemekten önce ve sonra el yikiyorsa. (Resimde sadece yemekten önce yaziyor ama ben her ikisini ögrenmesi icin öyle dedim kizima).
Yemegini kendi bitirirse, tüm tabagindakileri yerse ve masadan kalkarken "afiyet olsun" derse. Bu sonuncuya da ekleme yaptim ben. Yemege baslarken "Bismillah" bitirince "Elhamdülillah" derse.
Bu resmide buzdolabinin üstüne astim ve üstüne isaret koyuyorum yahut boyuyorum. Bu tabloda en fazla bir yuvarlak bos kalma hakki verdim kizima, yemeginde cok az birakirsa bir ögünde o zaman o dairenin minicigini boyamadan biraktim mesela. Bu uygulamayi basariyla gecersede ufak bir hediye alacagimi söyledim, bu eve herzaman girmeyen degisik bir cikolatada olabilir yahut baska birsey, size kalmis.

Bunlari yaparken nasil egleniyor bir görseniz, onun icin oyun gibi ve zevkle yapiyor.

Sizde evinizde buna benzer bir cizim yapabilirsiniz biraz süsleyerek ;)
Umarim birilerinin isine yarar ;)

Not: Kitabimizin adi,  Aile Katilim Kitabi (Erdem Yayinlari).
8

500 Yazı

Bloguma 500 yazi yazmisim, ee bu da bir post konusu olmali ama degil mi :)
Bu kadar yazi, kimisi icin birkac ayda, kimisi icin belki seneler süresince yazilabilir (ben de oldugu gibi).
Öncelikle kendime bir soru yöneltecek olursam, blogcu olduguma pisman miyim?
Buna kocaman bir "HAYIR" diyorum. Hic pisman olmadim.
Iyi günlerimde, kötü günlerimde blogum hep vardi, ara ara duraksamam gerekti, bazen ise gaz verme istegi geldi (bu siralar oldugu gibi) :)

Ben eski blogcuyum heee, bakmayin böyle gözüktügüme :P Henüz kenarda bir "Basinda Ben" yazim olmayabilir, dokunmaz :P Takipci sayimda yazi sayimla ayni olabilir, olsun :P
Önemli olan benim buraya hala istekle yaziyor olmam ve hala yorum görünce heyecanla acmam :)

Cok uzatmayayim da size birakayim sirayi, belki blogumla ilgili fikir belirtmek isteyen olur?
~~~~~~~~~~~~~~~
Asagida birkac link ekledim, olurda beni daha cok tanimak isteyip biraz incelemek isterseniz :P 



Not: Yaklasik bir bucuk ay sonrasi blogumun yas gününüde kutlariz, belki hediyeli ;)
Bir Not daha: Bu karikatürü cok seviyorum :P
13

SaCHeR ToRTe

Sizlere simdi daha önce burada ve şurada ismi gecen, Viyana'nin meshur bir pastasi ve benim hastasi oldugum Sacher Torte'den bahsedicem :)
Bu dünyaca ünlü pastanin tarifi (rivayetlere göre) Viyana'daki Sacher Otel'de bir kasada saklaniyormus.Yani ortaliktaki tarifler tamamen orjinali degil. Ama insanlar benzerini yapmaya calisiyorlar deneyerek, iyide ediyorlar :)
Simdi bu pasta nasil meshur olmus diye tarihine inersek kisa ve öz: Zamaninda (1832 yilinda) 16 yasinda pastaci ciragi olan Franz Sacher, bir tatli siparisi üzerine cikolatali pastayi denemis.
Bu pastayi yiyenler begenmis, krala kadar gitmis ünü ve ona da servis edilmis, o da begenince ünlü olmus iste :) Derken dünyaya yayilmis pastanin ünü ve Franz köseyi dönmüstür sanirim :P

Pastayi sevdiren özelliklerinden birkaci; ne cok kuru, ne cok yumusak, ne de cok tatli. Hepsi tam kivaminda insanin damak zevkine hitap eden bir lezzet. Birde normal pastalardan daha dayanikli ;) Viyana'ya yolunuz düserse yenilecekler listenizde mutlaka olmali!

**************

Ben bunun Türk versiyonunu, yani Oktay Usta’nın Sacher Kek Tarifini yaziyorum:
Malzemeler :
5 yumurta
1 çay b.toz şeker
100 gr.tereyağı
100 gr.çikolata
1 çay b.pudra şekeri
3 çorba k.kakao
2 çorba k.nişasta
4 çorba k.un
1.5 su b.toz fındık
Yarım çay b.su
Arası için:
Kayısı marmeladı
Üzeri için:
150 gr.bitter çikolata
1 su b.krema
Hazırlanışı :

Karıştırma kabına 5 adet yumurta akını alın.Yumurta akını mikserle çırpın.Üzerine 1 çay bardağı toz şeker ilave edin ve mikserle çırpıp kar haline getirin.Üzerine 1.5 su b.toz fındık Ve nişasta ekleyip karıştırın. Diğer tarafta çikolata ile tereyağını eritip karıştırın. Bu karışımı da ilave edin.unu,kakaoyu,suyu da eklelyin. Yumurta sarılarını da pudra şekeri ile çırpıp karışıma ekleyin. Bu karışımı alttan üste doğru yumurta beyazlarını çöktürmeden karıştırın.Bu karışımı kelepçeli kek kalıbına boşaltıp 170 derecede pişirin. Soğuduktan sonra ortadan ikiye kesip kayısı marmeladı ile sıvayın. Çikolata sosu için erimiş bitter çikolata ile kremayı karıştırın. Bu sosu soğuyan kekin üzerine dökün. Çikolata sosu donduktan sonra dilimleyerek ikram edin.İçinde kabartma tozu olmayan bol çikolatalı ,nefis bir kek..
 
Not: Icinizde denemis olan yahut deneyecekler, iyi sonuc alirlarsa, banada yazarlarsa cok memnun olurum :)
8

Tevekkülün Gücü

Uzun bir yazi ama kesinlikle okudugunuza degecek ;)
******************
Kendimizi güçlendirmenin bir diğer yolu tevekkül etmektir. Dilimizde bu kelimeye anlamı eş başka bir tek kelime bulamıyoruz.
Tevekkül etmek sınırsız bir güce dayanmaktır. Tevekkülsüzlük gösterdiğimizde ezici stresler altında bunalır; önce ruhsal, ardından fiziksel sağlığımızı tahrip ederiz. Çelik bile olsanız ağır yükler altında ezilirsiniz. Ruh gibi latif, vücut gibi hassas bedeniniz üzerlerine zorla koyduğunuz dünyaları nasıl taşıyacak sanıyorsunuz?
İnsanların çoğu tüm güçlerini üçe bölerler. Güçlerinin bir kısmı geçmişten kaynaklanan acılara, geçmiş ıstıraplara odaklanır. Dikkatinizi geçmişteki olumsuzluklara ne kadar odaklandırırsanız o kadar güç kaybedersiniz.

Düştüğümüz ikinci hata sürekli geleceğe odaklanmaktır. Geçmiş ölmüş, gelecek ise daha doğmamıştır. Sadece şimdiyi yaşarsınız. Yaptığınız her şey şimdi zaman diliminde yapılmıştır. Geleceğe odaklandığınızda tahmin ettiğiniz sorunlar sizde endişe duygusunun doğmasına yol açar. Endişe tüm gücünüzü yok eder, cesaretinizi kırar, çalışma azminizi öldürür. Bizim aradığımız güç değil mi? Gücümüz var bizim. Şimdiki gücümüzü doğmamış geleceğe göndererek niçin kullanılamaz hale getiriyoruz? Geleceğe gönderdiğiniz gücü geleceğe gittiğinizde kullanacağınızı sanmayın. Güç şimdiki zamana kablolarla taşınan elektrik gibidir. Onu depolayamazsınız. Gönderdiğiniz geleceğin toprağında yağmur suyu gibi yok olur gider.
Karamsarlık geçmişten, endişe gelecekten gelir. Şimdiyi düşünün. Geleceğe ise tevekkülle bakın. Tevekkül sayesinde sadece gücünüzün azalmasına engel olmazsınız, aynı zamanda gelecekten güç alırsınız.
Şu anda sahip olduğumuz güç geçmişten gelen tecrübelerden ve gelecekten gelen ümitlerden oluşmuştur. Şu andan geçmişe ve geleceğe uzanan elektrik kabloları vardır. Elektrik akışının yönünü belirleyen biziz. Geçmişinizdeki olaylardan aldığınız dersleri kullanırsanız, başarılarınızdan dolayı kendinizi tebrik ederseniz, geçmiş size güç verecektir. Geleceğinizden endişe duyarsanız tüm gücünüz alıp götürür. Ama geleceğe ümit, güven ve tevekkülle baktığınızda oradan size güven ve cesaret gönderecektir.
Tevekkülsüz insan başına gelenlerin tüm sorumluluğunu kendinde gören insandır. “Kul fiilinin yaratıcısıdır.” Gibi bir Mu’tezile anlayışına sahip olan, “yaptıklarının yaratıcısı olduğunu” sanan insan tevekkül edemez.
Yaşadığımız şu endişelere bakın: Ya üniversite sınavını kazanamazsam. Ya sınıfımı geçemezsem. Ya beni sevmezse! Ya işimden kovulursam. Ya iş bulamazsam. Ya fakir olursam. Ya hasta olursam. Ya ölürsem. Eğer kötü olaylar olacaksa endişe ederek onları yok edemezsiniz. Tam tersine endişe ettiğinizde bunların olmasını on kat hızlandırırsınız. Bununla da kalmaz, bir defa ölecekseniz bin defa ölmüş gibi acı çekersiniz. Bir defa sınavı kaybedecekseniz, bin defa kaybetmişçesine üzülürsünüz. En gülünç olanı da şudur: Başımıza gelen felaketlerin çoğunun tek nedeni bizim endişelerimizdir. Düşündüklerinizi kendinize çektiğinizi bilmiyor musunuz?

Aklına geleni söyleyen bir çocuğun annesinin endişelerinin, annenin başına neler getirdiğini anlatan bir hikaye okudum. Kocaman burnu olan bir komşuları eve misafir geldiğinde, anneyi bir korku salar. Ya çocuk komşusunun burnu için kırıcı bir söz söylerse. Çocuğun uykusu gelinceye kadar anne bu endişeyi taşır.
Çocuk ağzını açtığında komşusunun burnu için bir söz söyleyebileceği endişesiyle annenin yüreği ağzına gelir, hemen çocuğun konuşmasını keser. Sonunda uykusu gelir çocuğun. Büyük bir kurtuluş içinde anne çocuğunu odasına götürür, uyutur. Salonda oturan komşusuna geri döner ve ona bir ikramda bulunmak ister.
Bu rahatlık içinde, dakikalarca düşündüğünün etkisinde kalan anne “Burnunuza ne alırdınız?” der.
Bir gün boşanabileceğinden endişe eden bir kadın sonunda boşandı.
Üniversite sınavını kazanamamak endişesiyle uykuları kaçan çok çalışkan arkadaşım Mahir bu sınavı kaybetti.
Endişenizi büyüttükçe en kötü şartları kendinize çekersiniz.
Yaratıcı hiç kimseye kaldıramayacağı yükün yüklenmeyeceğini söyler.
Neden endişe ediyorsunuz. Peygamber(asm) der ki “Her kim dilencilik yaparsa Allah ona fakirlikten bir yol açar.”

Tevekkülsüzlüğün ulaşabileceği korkunç boyutları gösterebilecek şu örneğe bakın. Bir dönem Halley kuyruklu yıldızının dünyaya çarpacağı endişesi tüm dünyayı sarmıştı. Cehennemden endişe etmeyen insanların cehenneme göre mum ateşi kadar bile dehşeti olmayan bir taş yığınından nasıl korktuğunu görüyor musunuz? Amerika’da her gün gazete manşetlerinde bu konu yer alıyordu. İnsanların pek çoğu apartmanların bodrumunda yaşamaya başladılar. Korkularından intihar edenler bile oldu. Korktukları en büyük acı ölümse niçin kendi elleriyle ölüyorlar?
Ay yüzeyine çarpan meteorlar derin kraterler oluşturmuştur. Güneşten gelen parçacıklar Ay yüzeyini sürekli mikroskobik bombardıman altında tutarlar. Ama dünya bilinçli şekilde korunuyor. Ay’a yönelen milyonlarca saldırının bir kaçı bile dünyaya yapılmamıştır. Milyonlarca yıldır güvenle korunan dünyanın bir tesadüfe kurban gideceğini mi sanıyoruz? Üzerimizdeki ilahi koruma kalkarsa zaten hiçbir endişe bizi kurtaramaz. Bir gün dünya yok olacaksa, endişe ederek bunu değiştirebilecek miyiz?
Tevekkül edenle etmeyen arasındaki fark şu iki örneğe benzer: Bir adam güçlü bir kaptanın yönettiği gemiye yükleriyle birlikte biner. Yükünü yere koyar, üzerine oturur, yolculuğuna güven içinde devam eder. Diğer adam yükünün çalınacağından korkar. Kaptanın adaletine, koruyuculuğuna güvenmez. Tedbir almak için yükünü sırtında taşır. Yolculuk uzadıkça sırtındaki yük, gücünü iyice zayıflatır. Tüm gücünü kaybeder. Değil yükünü korumak, kendisini bile ayakta tutamaz. Dahası bu davranışı kaptanın gücünü hiçe aldığı anlamında yorumlanır, cezalandırılır.
Tevekkülünüz varsa, üzerinize düşeni yaparsınız; gücünüzün dışında kalan hakkında kaderin adaletine ve hükmüne güvenirsiniz. Ümitle dolu olursunuz. İstediğinizi elde etme zamanınız gelmemişse en azından acı çekmekten kurtulacaksınız. Kanal D’de yayınlanan Pazar Magazin programında bu satırların kaleme alındığı 24.1.1999 günü şarkıcı Fedon’un “Yüksekte durmuyorum.
Acaba kendimi aşağı mı atarım diye” dediğini duydum. Endişe budur.

Köyümün mısır tarlalarında çalışırken bahar mevsiminde bir akrabamla karşılaştım. Mısırların sapları büyümüş, ama haftalardır yağmur yağmadığı için koçanlar yetişememişti. Sulama çabaları da işe yaramıyordu, çünkü ırmaklardan akan sular da kesilmişti. Komşum göklere, dağlara baktı. Öfkelendi, küfürler savurdu, tarlaya saldırdı. Korku içindeki bakışlarım altında mısırları kesti, kırdı, tarlayı tahrip etti. “Bir şey yetişmeyecekse ne diye uğraşıyorum” dedi.
Bir hafta sonra yağmurlar başladı. Ölmek üzere olan mısırlar yeniden dirildi; ama tahrip edilen tarlada koçan verebilecek sadece birkaç mısır kalmıştı. Bu adam diğerleri gibi tevekkül etseydi felaketi böylece on kat artacak mıydı?

Not: Bir okul arkadasim bu yaziyi mailime kondurdu, cok begendim ve sizlerle paylasmadan edemedim.
7

20 yil önce istedigim ToKa

Bu yil Türkiye'deyken bir taki dükkaninda bu resimdeki tokayi ve daha bir sürü buna benzerlerden gördüm. O an taa ilkokul zamanina gittim.
Sinifta her seviyeden cesit cesit cocuk vardi. Ben ise bir esnaf kizi olarak her istedigimi alabilecek gibi degildim. Siniftan biri bu kelebek tokalardan almisti bembeyazdi onunki. Cok güzelde yakistirmisti kendisine. Sonra günler gectikce birkac kizda daha gördüm ayni tokanin baska renginden almislardi.
Hani birsey moda olurda cevrede cok görürüz hatta begenirsek bizde alirizya, onun gibi bende cok begeniyordum ama aklimin ucundan bile gecirmiyordum almayi durumumuzu bildigim icin :/
Nasil kiskaniyordum ve benimde olsa diye hayal kuruyordum eminim...
O siralar ayni kizlar yine birsey modasi daha cikarmislardi, teneffüslerde cubuk kraker yemek. Böyle 2-3 kiz ellerinde cubukla citir citir yiyerek sohbet ederek gezinirdi. Ama ben zaten babamin bakkalindan cubuk aliyordum o cok cekici gelmiyordu... Böyle baskalarinda olan ulasamadigim seyler sanirim beni etkiliyordu :S Ya da aynisi bende de olsa onlarda olunca daha güzeldi, daha degerliydi...

Taki magazasinda bu tokaya bakarken o kizin sacindaki beyaz tokayi ve bunlari düsündüm iste... Bende bu rengini secerken kendime, yanimda bulunan anneme anlattim bu ilkokul hatirasini...
"Niye o zaman demedin hic" dedi bana. O zamanlar tokadan daha mecburi masraflarin bilincinde oldugumdan deme geregi bile duymamistim. Ben hep ailesine yük olmamaya calisan bir cocuktum, o psikolojideydim, nedenini bilmiyorum...
Annem ben o tokayi alirken gülümsedi ve sevindi, onunla paylasinca bende mutlu oldum yillar sonra da olsa o zamanki duygumu bilsin istedim :)
Simdi evde bunu takinip gezinmek mutlu ediyor beni :)

Not: (Gecmisime, cocukluguma dair unutamadiklarimi yandaki Unutulmaz kategorisinden okuyabilirsiniz)
~♥~
Back to Top